Eğer her yaşım için bi dilek hakkım olsaydı ben zaten listemi önceden hazırlamış olurdum, mesela:
1- Gece 2 insanları a la taksim
2- Namlı'ya arka kapıdan girip ön kapıdan çıkmak
3- Eskicilere bakıp "onun yenisi daha ucuzdur biliyo musun" demek
4- Çiğdem çıtlamak jüskomaten
5- Memet'lerde verilen kalabalık yemek partileri
6- Aynur annelerde kahvaltı ve dijitürk
7- Liji dondurmacısından dondurma alsam mı almasam diye düşünüp caymak
8- Mimarsinan insanları ve kedileri
9- Ayşegül ve bruzla merdivenlerde cips yemek
10- Bütün aklı olan insanlarla beraber rıhtımda değil çimenlerde oturmak
11- Buzdolabındaki mıknatıslardan surat falan yapıp bozmak
12- Tolga'yla sağlıklı bir burger king kahvaltısı yapmak yada yapmamak üzerine uzun süre düşünmek
13- Karaköy'deki alt geçitte kaybolmak
14- Burak'ın arabada çok sesli koro oluşturmak
15- Çevirimin olması ama onun yerine uyumak
16- Kar yağar gibi olunca okula gitmemek
17- Ortaköy sokaklarını kaydırak olarak kullanmak
18- Ayşegül'le milleti kandırmak, Pınar'la kar yağınca bira içmek, Memet'le Nemrut'un geleceği hakkında derin düşüncelere dalmak, Tolga'yla Direnlere gidip geç saatte kalkmak, Elbruz'la bi türlü gitmediğimiz o entel kafesine gitmeki herkesle beraber firuzağa'da çay içmek - ünlülerin ne kadar şişmanladığını fark etmek
19- Olmadık bi saatte gümüş parlatmak yada fırını temizlemek
20- Küçük odada tavana uzun uzun bakmak
21- Fehmi'lerle Yıldız parkında piknik yapmak
22- Gece yarısı sucuk gibi terleyene kadar sokakta badminton oynamak
23- Komşufırın'dan pattesli peynirli poğaça almak
24- Herhangi bişiye karşı olmak
16 Kasım 2009 Pazartesi
Mesela
15 Kasım 2009 Pazar
Koşulları varsa ihlal edilmeden feshediniz
Az önce naptım, bahçeye açılan kapıyı açıp çimlere oturup gökyüzüne baktım. Gökyüzünde yıldızlar falan, yıldıztakımları, biz böyle hepsini aynı düzlemde sanırken aralarında aslında yüzmilyon ışık yılı uzaklıklar var, evet. Gökyüzüne öyle bakınca, bi an sanki baharmış gibi geldi bana. Hava da pek soğuk değildi nedense, bi de kulaklıklarım vardı müzikli, o zaman daha bi pırıl pırıl oluyo gökyüzü. Yıldızlar güzel şeyler, özellikle de gözüküyolarsa, büyük şehirlerde genelde hep bi pus vardır, bulut vardır pek görünmezler de böyle bodruma, antalyaya falan gidince, tatil zamanları falan pek bir güzel görünür gökyüzü, hatta dikkatli bakarsanız samanyolu bile görünür. Ne çılgınca bişi. Ben küçükken benim için dünya çok büyüktü, büyüdükçe daha da büyüdü. Mesela ben küçükken izmir ve türkiye aynı şeydi. Türkiye derdim izmir'e, bi keresinde işte zonguldak'a gitmiştik. Dünyanın en ilginç şeyiydi benim için, daha önce hiç başka bi yere gitmemiştim. Sonra yıllarca bu gezi anımı türkçe derslerinde falan anlattım, kompozisyonlar, gezi yazıları falan yazdım. O anım baya bi işime yaradı yani, uzun süre kullandım. Sonra işte dünya izmir, zonguldak ve türkiye şeklindeydi. Tam yerlerini bilmesem de farklı şehirlerin isimlerini bilmek çok karizma bişi oldu benim için. Sonra büyüdüm, üniversiteyi kazandım, istanbul'a geldim. İstanbul da meğer gerçekmiş, orda insanlar varmış, o filmdeki yerler meğer burdaymış. Çok etkilenmiştim. Sonra bi gün bi yerde bazı insanların hiç deniz görmediğini duydum, bundan da çok etkilendim, bi de üzüldüm onlar için. Nerdeyse çeyrek asırı devirmeye yaklaştığım bir zaman da bodruma gittim. Bodrum da gerçekmiş, güzelmiş, ama o kadar çok şaşırmadım çünkü artık alışmıştım böyle şeylere. En azından türkiye'deki gezilerim pek az ve sayılı da olsa artık bana doğal gelmeye başladı. Ama içimde hep büyük bi heycan oluşuyodu başka ülkeleri düşününce. Sonra bi gün şirin'in blogunda barselona'yı gördüm. O günü de asla unutmam. Hiç inanmadım gerçek olduğuna. Sonra bi gün pınar defolup gitti, o gün de çok üzüldüm ama sonra böyle oraları falan gezerken o ben de bi heycanlandım. Yani ne biliyim mümkün geldi bana o an her şey, başka yerler var dünyada yahu dedim hakaten var yani yalan değil. Nedense buna inanmam çok zor oldu, siz anlayamazsınız o hissi, bir ben bilirim belki. Sonra memet italya'ya gitti, ne güzel bi yermiş o da, sonra tolga amerika'ya gitti, oha saatlerce uçuyosun ve iniyosun amerika, sonra holivud falan. Hepsi essahmış evet. Sonra memetle elbruz suriye'ye gitti, orda böyle sarı sarı şehirler varmış hakaten. O zamanlar artık başka ülkeler insanlar dünyanın farklı yerleri, tüm bunları teorik de olsa kabullenmiştim. Ama her gece rüyamda abuk subuk yolculuklar yapıp yok izlanda'ya yok fransa'ya gidip duruyodum ki bu aslında çok hüzünlü bi hikayedir dışardan bakıldığında.
böyle biline dedi
beyazcorap
vakit
03:19
0
laf söylendi
Etiketler: Braunschweig, dünya, İstanbul, kangrular, yıldızlar
14 Kasım 2009 Cumartesi
Klaimi Klaus - I
Bay Laters karısını belinden ikiye ayırdıktan sonra alt kısmını da ortadan ikiye bölmüş. Kadının belinden başlayan iki ayrık bacağı ise öylece mutfağın ortasında duruyormuş. Bunları Jimmy anlattı bana, babası o dönem polis şefiydi. Bu olaydan sonra ise emekliliğini istedi.
Jimmy’nin anlattığına göre kızları büyük ihtimalle olaya tanık olduktan ya da olay sonrası bu korkunç manzara ile karşılaştıktan sonra bir sürü hap içerek intihar etmiş. Bay Laters kendini beynine sıktığı kurşunla öldürmeden evvel oğlunu vurmuş. Kızının intihar etmiş olması da olaylar sırasında evde olmadığını gösteriyor. Büyük ihtimalle yaşadığı bu korkunç şey karşısında ölmek istedi.
Belki de kız tüm olaylar olmadan önce ölmüştü. Bay Laters kızının ölü bedenini gördükten sonra ondan önce başarılmış bu göreve gülümseyerek bakmış ve odasından ayrılmış da olabilir pekala. Ancak evden çıkan beşinci ceset hakkında çok değişik söylentiler kulaktan kulağa yayıldı. Net bir söz söylenmedi; sadece olasılıklar ya da az bilinenler vardı ortada. Bazıları evden çıkan oğlanın yani Robert Raynolds’ın Elisa ile ilişkisi sonucu kızı hamile bıraktığını söylüyordu. Buna göre gençler durumu Bayan Laters’a açıklamak üzere eve gelmişlerdi. Bay Laters eve geldikten sonra evde büyük bir kavga çıkmış olacak ki kız odasına çıkıp bir dolu hap içerek intihar etmek istemişti. Kızını korumak isteyen ve onu savunan Bayan Laters öfke dolu kocasının kurbanı olmuştu. Daha sonra kızının ölü bedeni ile karşılaşan Bay Laters iyice delirmiş ve Robert’ı vurmuş sonra da oğlunu ve kendini vurarak bu utançtan kurtulmak istemişti.
Tabi ki bu hikaye Robert’ın neden Elisa’nın yanında değil de Arnold’ın yanında bulunduğunu açıklamaya yetmiyordu. Zaten aylar sonra Jimmy’nin babasından duyduğuna göre Elisa’nın otopsi sonrası hamile olmadığı, aksine kızın bakire olduğu ortaya çıkmıştı. Tabi ki bu gerçeğin yayılması zaman aldı. Önce bunları büyük anneme anlatmam onun da tüm duyduklarını yavaş yavaş diğer komşulara yetiştirmesi ve ne yazık ki birkaç hafta geçmeden bunları Jimmy’nin annesinin duyması, eşine anlatması ve Jimmy’nin de bir güzel dayak yemesi gerekti. Sonuçta bu hikayeden daha geçerli bir şekilde dilden dile dolanacak olan diğer hikaye de yayılmaya başladı.
Buna göre zaten Robert denen çocuk tekin biri değildi. Laters’ların evine girip çıkarken görenler olmuş Arnold ile de yakın arkadaş oldukları zaten başından beridir belliymiş. Bu konuda bizim şahitliğimizi de kullanan büyük annem hikayeyi anlatırken her seferinde bizim okulumuzda okuyan bu iki oğlanın garip arkadaşlıkları hakkında söylenenleri eklememiz için bizi kadınların yanına çağırmaya başladı. Robert ile Arnold aynı yatakta ölü bulunduklarında durum hakkında kimseye bilgi vermeyen polisler de zaten şüpheleri doğrular nitelikteydi. Bu ahlaksızlığın kutsal kitapta büyük bir sel ile cezalandırıldığını savunan büyük annem yine aynı sabah karşı komşunun evini su basmasını da bu şekilde yorumluyordu. Bazı kadınlar ise sel olayını başka şekilde yorumlarken yangın ve ateşten bahsediyorlardı. Her ne olursa olsun o gün eve gelen Bay Laters büyük ihtimalle oğlunu ve o çocuğu aynı yatakta bastıktan sonra bir öfke krizi ile ikisini de vurmuştu. Daha sonra karısı ile tartışan adam karısını suçlamış olmalı ki kadını balta ile parçalara ayırmıştı. Çocuklarına bütün o garip fikirleri aşılayan kafasını da bir güzel ayırıp klozete atmış olmalı. Elisa ise önceki hikayedeki gibi eve gelip olayları gören ve intihar eden kız rolünü üstleniyordu bu hikayede.
böyle biline dedi
beyazcorap
vakit
21:14
0
laf söylendi
Etiketler: Klaimi Klaus
11 Kasım 2009 Çarşamba
Pardon, bakar mısınız?
Ya şimdi onları bırak da burda 350 gramlık insan gibi bir ekmek yok be blog, biliyorum zaten türkiye'de de normal ekmek almıyodum pek, her lafa bir cevabın var, ama ne biliyim sonuçta özlüyo insan ekmeği, yooo, ne alakası var, of çok saçmaladın şu an, biz hep yerdik küçükken, evet gayet, o senin sorunun.
Neyse ya bi de çok moralim bozuk dinamomun teli koptu, sora zaten pek dayanamadı yolda kendini atıverdi arka tekerden, tam yolun üstüne çat diye düştü, ya yok üşendim almadım, evet şu an ışıksızım yollarda, hıı evet bi de öyle bişi varmış ama ne kadar bilmiyorum zaten ilk cezamı yedim geçenlerde merkezde biliyosun, nası be, yooo anlattım, hayır gayet anlattım, ya of çok da bişi diil yahu, ya işte merkezde binmek yasakmış dükkanlar varmış insanlar varmış allah mafazaçoktehlikeliymiş, ya of evet ya, ben de aynen öyle dedim gel dedim bi türkiye'ye abla dedim, hıı evet kadın polis, iki tane tombiş kadın polis, yaaani pek fark etmiyo aslında sonuçta para ödüyosun, ya aslında 10'muş da bize 5 kestiler, hıı, murad'la.
Ya bu arada onun da tekeri patlamış ben de bugün okul dönüşü yolda cam kırıkları vardı üstünden geçtim biraz sakat bizim buralar, aman bırak ya ne avrupası hepsi sikko, içip içip şişe kırıyolar tek eğlenceleri bu, yooo, gayet de sıkıcı yani, bi kere soğuk, sonra türkiye'ye gel memeler meydan, haklılar tabi, hakaten ya ben de dönüşte çıplaklar kampındayım, açılıcam, türk açılımı yapıcam.
Bilmiyorum ya, bilmiyorum böyle bi garip yani içim, işte çay güzel, neyse ki çay var sallama falan da zaten ben biliyosun demlemeye üşenen bi insan oldum daima, aman aynı şey bence ya, ben demleme çaya karşıyım şu an tamam mı, ne hohoho, yaa sorma sen çok değişmişsin, aman nası değişmişsin anlatamam, iyi.
Ya bi de sanırsam dünyadaki en güzel şey insanın evi ya, dimi, böyle mahallen falan kendi bakkalın falan, bi de her naber diyene gut alles gut falan dememe lüksü falan, amaan ne biliyim ya falan diyebilmek, sıçış sıçış falan haha dimi, ya da ne biliyim ya proje ya of ya falan demek mesela günaydın yerine ahaha, evet ya okulu bile özledim, bilmem, belki, aman umrumda değil ya, e biliyorum tabi ki, iyi de aman ben pişman oldum vay vatanım canım vatanım diye mi gezicem yani, şu an yine saçmaladın, yoo yani işte aslında güzel de bişimiş onu fark ettim, sağol, hıhı o senin farkındalığın, bilmem sence?
Ya neyse yatalım bence, gururdan mı nedendir artık, e sen gel kendini alt edersen?
böyle biline dedi
beyazcorap
vakit
03:25
2
laf söylendi
Etiketler: beni yurdum paklar, Braunschweig, İstanbul
08 Kasım 2009 Pazar
One dove
Sevgili blog biliyosun su dünyada insanlardan çok cekmisimdir hep de söylerim yahu insanlar ne sinir derim gudubetimdir. Evet.
Su dünyada etrafımdaki tanıdığım insanları şimdi bir kenara ayırıyorum çünkü onların derdi benle ama hani iyi niyet sevgi merak dostluk böyle şeylerle ilgili iste onları bir nebze olsun affediyorum bir sonraki Emre kadar. Aytaç Emre yazinca büyük harf yapıyor bence Emre ye aşık. Neyse
Ama iste sevgili blog su dünyada iğrençlesmeyi en iyi bilenler kimler biliyor musun? The others tabi ki. Onlar, digerleri, hicbirbokbilmeyenler. Sadece ağzı gotu bacağı bir blogu postmodern mide bulantisi hayatları olanlar. Her şeyi Hıncal Uluç gibi eleştirenler. Hele hele hiç bilmedikleri konularda ahkam kesenler. Ha bir de seyler var mesela: böyle her konuda çok duyarlı olan insanlar. Tüm ayrımcılıklara karsı çıkanlar oha ya en çok onlar tarafından ayrıldım su dunyada, esseginkini yesin onlar lütfen.
Herkes öyle korkutucu ki bazen. Ne bileyim ben hep şakasına yasıyoruz sırf itligine beraberiz çünkü Çiğdem yemeye bayılıyoruz gibi yasıyorum. Hep demeyelim de yani genelde. Ne biliyim icimde bir ergen yok her seye tukuren. Elit duran bir morin olmamak lazım hayatta ya da ne biliyim vejeteryan olduğunu göstermek için parçalanan inek videoları paylaşmamalı genc bir beyin. Elektronik müzik sevenler elektrikli testere ile ilgili yorumlar yazmamalı bloglar bloglar boyunca. Eksisozluk yazarlari bile aslında ne kadar salak özellikle yeni donem mesela
Of su an yeni şairlerden yeni ateistlerden yeni yazarlardan yeni geylerden yeni vejteryanlardan yeni annelerden yeni aşıklardan çok tiksindim.
Hayat eski çizgili bir kazak kolları hafifçe kısa gelen yada geceyarısı copte bulunan koca bir ayna yada bilemedin kocaman bir mezarlık yağmurlu bir günde. Siz değilsiniz hayat hicbirseyolmadigihaldecokbirseymisgibigezipcakasatanlar. Sizden orospu bile olmaz.

- Aytaç
böyle biline dedi
beyazcorap
vakit
05:31
1 laf söylendi
16 Ekim 2009 Cuma
Bisikletimle Geziyorum : Emsstrasse
Selam selam. Pozitif enerjin yine ıslak bir günle karşılaştığı soğuk ve karanlık bi Almanya sabahında daha beraberiz. "Gökyüzü pırıl pırıl parlıyor" demek isterdim fekat yalan söylemek istemiyorum şimdi. Sabah kalktım çöpler birikmiş. Bari çöpleri atayım dedim. Ama sokağın orda bir çöp bölümü var allam 10 tane çöp kutusu hepsi de ayrı ayrı şeyler için. Sora ben de kutulardan birini açtım baktım içersi gayet karman çorman dedim o zaman benim çöplerim için en uyun kutu da bu olmalı. Ben de attım gitti. Eski kıyafetlerin atıldığı bi kutu da varmış. acaba arada ordan kıyafet mi alsam diye düşünüyorum. Neyse sora eve geldim ortalığı bi temizledim. Bulaşık yıkadım. Sora da markete gidiyim dedim. Burası bizim yurdun hemen önünden geçen içeri doğru giden Emsstrasse. Sonuna doğru bi market vardı ben de oraya gidiyim dedim çünkü diğer market tam tersi istikamette artık oraya gitmekten sıkıldım.
İşte böyle sokaklar geçtikten sonra marketimize vardım. Gene tüm şeker çikolata reyonları çok renkliydi. Ama artık kendimi üzmemeye karar verdim. Onları yok sayıyorum. Kahveli şokella buldum ondan aldım. Biraz peynir ki burda doğru peyniri seçmek çok zor oluyo benim için. Artık her seferinde başka bişi deniyorum. Ekmek bi de kinder pinguimsi bişiler aldım. sonra da pek sevgili kasiyerin yanına gittim halo danke bitte şeklindeki son derece karmaşık diyalogumuzu falan kurduk.
Sonra işte aldıklarımı sepetime doldurdum. Ha bi de pizza aldım evet. burda hazır pizza çok ucuz bişi. Adeta makarna yemek yerine pizza yemek daha mantıklı gibi diyebilirim. Bi de fırına koyuyosun 10 dakka sora alıyosun falan. tam student style. Ha bi de tabi ki şu sandalyelerin olduğu turuncu çerçeveli yerden bir adet kuruhasan ve bir adet de berliner aldım. Berliner dediğim şey de böle donut ama ortasında delik yok. Kız yani. içinde de marmelat var. üstü de şeker kaplı. bi de tabi yumuşacık bişi. mesela kalan tüm hayatımı berliner yiyerek geçirebilirim. Arada değişiklik olsun diye kuruhasan da yerim. Burdaki kuruhasanlar hakaten çok iyi. Hiç düşünmezdim sevceğimi. sonra da yurduma vardım, bisiklet parkına bisikleti kitledim. her zamanki gibi gene kapı üstüme kapandı falan filan. böyle de şanssız bi insanım, evet.
bir alttaki videoda da mutfağımızı görüyoruz. kablosu olmayan kablolu tv'miz var. mutfaktaki sandalyeleri sürekli olarak düzeltip duran da benim, evet. bahçeye çıkıyorum. işte o bahçenin önünden geçen yol az önce markete giderken geçtiğimiz emsstrasse. duvara da kızlar elele tutuşan çocuklar asmışlar. zannımca erkekler de altına taşakpipi falan eklemiş. evet, burda da espri anlayışı en az türkiye kadar sofistike.
Bir sonraki videoda da odamızı görüyoruz. Şrek falan her zamanki gibi zinde dipçik gibi dikilmiş sabah sabah. Dışarda güneş olsaydı ön bahçemiz daha güzel görünyodu ama ben güneşli günlerde çok mutlu olduğum için aklım bi karış havada geziyorum hiçbişi çekmek aklıma gelmiyo. Daha güneşli bi günde bikaç panaroma çekiyim sonuçta panaroma rulez!
evet böyle şeyler işte. Sonra bi ara merkeze inince oraları da çekerim diyorum. bugün emsstrasse'yi tanımış olduk. Bir sonraki bisikletimle geziyorum entry'sinde görüşmek üzere hepinizi sevgiyle pandikliyorum.
böyle biline dedi
beyazcorap
vakit
14:44
1 laf söylendi
Etiketler: Braunschweig, Emsstrasse, Studenten Wohnheim
Souvenirs
count your souvenirs when things go dark in your room things you'd like them wet and juicy
böyle biline dedi
beyazcorap
vakit
02:53
0
laf söylendi
Etiketler: anılar, ben gençken, coşkun sabah, johnson and johnson
