16 Kasım 2009 Pazartesi

Mesela

Eğer her yaşım için bi dilek hakkım olsaydı ben zaten listemi önceden hazırlamış olurdum, mesela:

1- Gece 2 insanları a la taksim
2- Namlı'ya arka kapıdan girip ön kapıdan çıkmak
3- Eskicilere bakıp "onun yenisi daha ucuzdur biliyo musun" demek
4- Çiğdem çıtlamak jüskomaten
5- Memet'lerde verilen kalabalık yemek partileri
6- Aynur annelerde kahvaltı ve dijitürk
7- Liji dondurmacısından dondurma alsam mı almasam diye düşünüp caymak
8- Mimarsinan insanları ve kedileri
9- Ayşegül ve bruzla merdivenlerde cips yemek
10- Bütün aklı olan insanlarla beraber rıhtımda değil çimenlerde oturmak
11- Buzdolabındaki mıknatıslardan surat falan yapıp bozmak
12- Tolga'yla sağlıklı bir burger king kahvaltısı yapmak yada yapmamak üzerine uzun süre düşünmek
13- Karaköy'deki alt geçitte kaybolmak
14- Burak'ın arabada çok sesli koro oluşturmak
15- Çevirimin olması ama onun yerine uyumak
16- Kar yağar gibi olunca okula gitmemek
17- Ortaköy sokaklarını kaydırak olarak kullanmak
18- Ayşegül'le milleti kandırmak, Pınar'la kar yağınca bira içmek, Memet'le Nemrut'un geleceği hakkında derin düşüncelere dalmak, Tolga'yla Direnlere gidip geç saatte kalkmak, Elbruz'la bi türlü gitmediğimiz o entel kafesine gitmeki herkesle beraber firuzağa'da çay içmek - ünlülerin ne kadar şişmanladığını fark etmek
19- Olmadık bi saatte gümüş parlatmak yada fırını temizlemek
20- Küçük odada tavana uzun uzun bakmak
21- Fehmi'lerle Yıldız parkında piknik yapmak
22- Gece yarısı sucuk gibi terleyene kadar sokakta badminton oynamak
23- Komşufırın'dan pattesli peynirli poğaça almak
24- Herhangi bişiye karşı olmak

15 Kasım 2009 Pazar

Koşulları varsa ihlal edilmeden feshediniz

Az önce naptım, bahçeye açılan kapıyı açıp çimlere oturup gökyüzüne baktım. Gökyüzünde yıldızlar falan, yıldıztakımları, biz böyle hepsini aynı düzlemde sanırken aralarında aslında yüzmilyon ışık yılı uzaklıklar var, evet. Gökyüzüne öyle bakınca, bi an sanki baharmış gibi geldi bana. Hava da pek soğuk değildi nedense, bi de kulaklıklarım vardı müzikli, o zaman daha bi pırıl pırıl oluyo gökyüzü. Yıldızlar güzel şeyler, özellikle de gözüküyolarsa, büyük şehirlerde genelde hep bi pus vardır, bulut vardır pek görünmezler de böyle bodruma, antalyaya falan gidince, tatil zamanları falan pek bir güzel görünür gökyüzü, hatta dikkatli bakarsanız samanyolu bile görünür. Ne çılgınca bişi.

Bugün bir de naptım, odamın şeklini değiştirdim. Oda denen şey, ev gibi, çok güven dolu, çok bilindik. Ama bazen o bilindik his insana fazla geliyo, yani sürekli sizi koruyan anne babanız gibi mesela. Böyle bi an olsun ordan kopmak istiyo insan, o zamanlar insana güven veren masanın aksi gibi odanın tam öbür köşesinde olması gerekiyo, yatağın tavana falan taşınıvermesi yahut. Mekan denen şey de çok deli bişi, insan bi anda aynı yerdeyken başka bişi hissetmeye başlıyo eşyaların yeri değişince. Öyle zamanlarda mesela hep bi ders çalışmaya başlayasım, kitap yazasım, farklı ve yeni bişi yapasım geliyo. Yeni bi yere gitmek gibi galiba. Mesela buraya gelirken de içimde çok fazla yeni şey yapma isteği vardı. Geçti tabi şimdi, hayat bazen insanı tüm iyi niyetlerinden arındırabiliyo hırçınca. Her neyse, böyle bi vakitte işte ben de bir gökyüzüne bakayım dedim iyi geldi. Bazen gökyüzüne bakmak iyi geliyormuş insana öyle diyelim.


Ben küçükken benim için dünya çok büyüktü, büyüdükçe daha da büyüdü. Mesela ben küçükken izmir ve türkiye aynı şeydi. Türkiye derdim izmir'e, bi keresinde işte zonguldak'a gitmiştik. Dünyanın en ilginç şeyiydi benim için, daha önce hiç başka bi yere gitmemiştim. Sonra yıllarca bu gezi anımı türkçe derslerinde falan anlattım, kompozisyonlar, gezi yazıları falan yazdım. O anım baya bi işime yaradı yani, uzun süre kullandım. Sonra işte dünya izmir, zonguldak ve türkiye şeklindeydi. Tam yerlerini bilmesem de farklı şehirlerin isimlerini bilmek çok karizma bişi oldu benim için. Sonra büyüdüm, üniversiteyi kazandım, istanbul'a geldim. İstanbul da meğer gerçekmiş, orda insanlar varmış, o filmdeki yerler meğer burdaymış. Çok etkilenmiştim. Sonra bi gün bi yerde bazı insanların hiç deniz görmediğini duydum, bundan da çok etkilendim, bi de üzüldüm onlar için. Nerdeyse çeyrek asırı devirmeye yaklaştığım bir zaman da bodruma gittim. Bodrum da gerçekmiş, güzelmiş, ama o kadar çok şaşırmadım çünkü artık alışmıştım böyle şeylere. En azından türkiye'deki gezilerim pek az ve sayılı da olsa artık bana doğal gelmeye başladı. Ama içimde hep büyük bi heycan oluşuyodu başka ülkeleri düşününce. Sonra bi gün şirin'in blogunda barselona'yı gördüm. O günü de asla unutmam. Hiç inanmadım gerçek olduğuna. Sonra bi gün pınar defolup gitti, o gün de çok üzüldüm ama sonra böyle oraları falan gezerken o ben de bi heycanlandım. Yani ne biliyim mümkün geldi bana o an her şey, başka yerler var dünyada yahu dedim hakaten var yani yalan değil. Nedense buna inanmam çok zor oldu, siz anlayamazsınız o hissi, bir ben bilirim belki. Sonra memet italya'ya gitti, ne güzel bi yermiş o da, sonra tolga amerika'ya gitti, oha saatlerce uçuyosun ve iniyosun amerika, sonra holivud falan. Hepsi essahmış evet. Sonra memetle elbruz suriye'ye gitti, orda böyle sarı sarı şehirler varmış hakaten. O zamanlar artık başka ülkeler insanlar dünyanın farklı yerleri, tüm bunları teorik de olsa kabullenmiştim. Ama her gece rüyamda abuk subuk yolculuklar yapıp yok izlanda'ya yok fransa'ya gidip duruyodum ki bu aslında çok hüzünlü bi hikayedir dışardan bakıldığında.

En nihayet bi gün uçağa bindim de uçak böyle havalandı da sonra ben böyle istanbul'dan avrupa kıtasına doğru ilerlerken minicik ışıklar şeklinde kentler gördüm. Dünya orda aşağıda birbirine sınırları olan ülkeler şeklinde bişiymiş hakaten. O an böyle kalbim gümgüm attı, heycandan uyumuşum sonra. Sonra uyandım bir baktım Frankfurt'taymışız biz. Ayşegül kitapları gibi bişiymiş dünya, gezmek, görmek. Sonra bi uçağa daha binip Hannover'e doğru uçtum, o zaman bi de bulutların üstünden uçtuk böyle yeryüzü görünmüyodu, her yer bulut. Bulutların da aslında buhar gibi bişi olduğuna o an daha iyi inandım ama gene de sanki böyle pamuk gibiler gene de, yani uzaktan bakınca, yani ne bilim gene de öyle gibi, evet. Sonra işte burdayım ya. Bazen böyle bi saçma hissediyorum. Yani meğer burda da hava aynı kokuyomuş, insanlar aynı şekilde yürüyomuş, sokaklar falan aynı şeymiş, bakkal, su, ekmek. Hep bunlar aynıymış, sadece yeri farklıymış, bana çok ama çok farklı gelceklermiş gibi gelmişti. Şimdi düşünüyorum da belki bi gün gelcek ben hala işte "bi gün almanya'ya gitmiştim ben" diye anlatıyo olcam. Senelerce zonguldak gezimi anlattığım gibi. O zaman üzülürüm kendime, ama kıyamam da.

Belki işte bi gün o kadar çok gezerim ki ne biliyim artık bangladeş de tacikistan da hollanda da aynı derecede gerçek gelmeye başlar bana. İşte burası dünya falan derim, alışırım. Belki o zaman bu geceyi hatırlarım, yıldızları falan. O zaman gene çok daha küçükken yaşadığım başka bi günü hatırlarım. Erich von Daniken'in tanrıların arabaları kitabını annemden yalvar yakar alıp okuduğum o günü mesela tekrar yaşarım. Evrende katrilyonmilyonyüzmilyarlarca yıldız vardır diye okuyunca ter basmıştı beni, nası olabilir o kadar çok, nası olabilir falan demiştim, uyuyamamıştım falan. O kadar çok yıldız nası olur ki lan? dimi? Belki işte o zaman, dünya'ya çok çok daha alıştığım zaman, ülkeler, insanlar, başka diller, kültürler beni şimdiki gibi heycanlandırmadığı zaman ya da işte hepsini daha bir sindirebildiğim, kabullenebildiğim zaman, gene bu geceyi ve yıldızları falan hatırlarım da acaba aya çıkmak, marsa gitmek, uranüste gezmek nası bişi diye düşünürüm. Belki bi gün çok inat ederim de astronot olurum, o olmaz belki de belki kuyruklu yıldız olurum.

Kuyruk dedim de aklıma ne geldi. Bi gün ananem demişti kuyruk sokumu diye o ne demiştim bak işte buran demişti, göstermişti, buramızda kuyruğumuz varmış ama düşmüş. Oha, nası yani, demiştim, belki de ben kangruydum diye düşünmüştüm. Ara sıra biraz çok yiyince göbeğim şişince belki orda kesem var ondan diye düşünüyorum.

14 Kasım 2009 Cumartesi

Klaimi Klaus - I

Kıyamet günü ile ilgili ilk bilgilerimi 1994 yılında bir Salı sabahı edindim. O sabah, karşı koşumuzun bodrum katını su basmış, yan evden ise beş ceset çıkmıştı. Annemin o dönemlerdeki en yakın arkadaşı Bayan Laters evden dört parça olarak götürüldü. Kadının başını bulmaları yaklaşık üç saat sürmüştü. Nedense Bay Laters kadını parçalara ayırdıktan sonra özenle kestiği başını klozete atmış ve kapağını kapamıştı. Polisler kedinin huysuz bir şekilde klozetin önünde dönüp durduğunu fark edince kapağı kaldırmışlar ve zavallı kadının kafası ile karşılaşmışlar. Kapağı kaldırdıkları an klozete fırlayan kedi ise alıştığı şekilde işemeye başlamış. Bayan Laters o an ne hissetti bilemiyorum ama büyük annem bunun kıyamet alameti olduğunu söylemişti. Onların inanışına göre kıyamet nankör bir hayvanın sahibine karşı gelmesiyle başlayacakmış. Bu durumda hikaye gerçekten de inandırıcı olmuştu benim için, nankör kedi sahibinin kesik başı üzerine işemişti.

Bay Laters karısını belinden ikiye ayırdıktan sonra alt kısmını da ortadan ikiye bölmüş. Kadının belinden başlayan iki ayrık bacağı ise öylece mutfağın ortasında duruyormuş. Bunları Jimmy anlattı bana, babası o dönem polis şefiydi. Bu olaydan sonra ise emekliliğini istedi.

Jimmy’nin anlattığına göre kızları büyük ihtimalle olaya tanık olduktan ya da olay sonrası bu korkunç manzara ile karşılaştıktan sonra bir sürü hap içerek intihar etmiş. Bay Laters kendini beynine sıktığı kurşunla öldürmeden evvel oğlunu vurmuş. Kızının intihar etmiş olması da olaylar sırasında evde olmadığını gösteriyor. Büyük ihtimalle yaşadığı bu korkunç şey karşısında ölmek istedi.

Belki de kız tüm olaylar olmadan önce ölmüştü. Bay Laters kızının ölü bedenini gördükten sonra ondan önce başarılmış bu göreve gülümseyerek bakmış ve odasından ayrılmış da olabilir pekala. Ancak evden çıkan beşinci ceset hakkında çok değişik söylentiler kulaktan kulağa yayıldı. Net bir söz söylenmedi; sadece olasılıklar ya da az bilinenler vardı ortada. Bazıları evden çıkan oğlanın yani Robert Raynolds’ın Elisa ile ilişkisi sonucu kızı hamile bıraktığını söylüyordu. Buna göre gençler durumu Bayan Laters’a açıklamak üzere eve gelmişlerdi. Bay Laters eve geldikten sonra evde büyük bir kavga çıkmış olacak ki kız odasına çıkıp bir dolu hap içerek intihar etmek istemişti. Kızını korumak isteyen ve onu savunan Bayan Laters öfke dolu kocasının kurbanı olmuştu. Daha sonra kızının ölü bedeni ile karşılaşan Bay Laters iyice delirmiş ve Robert’ı vurmuş sonra da oğlunu ve kendini vurarak bu utançtan kurtulmak istemişti.

Tabi ki bu hikaye Robert’ın neden Elisa’nın yanında değil de Arnold’ın yanında bulunduğunu açıklamaya yetmiyordu. Zaten aylar sonra Jimmy’nin babasından duyduğuna göre Elisa’nın otopsi sonrası hamile olmadığı, aksine kızın bakire olduğu ortaya çıkmıştı. Tabi ki bu gerçeğin yayılması zaman aldı. Önce bunları büyük anneme anlatmam onun da tüm duyduklarını yavaş yavaş diğer komşulara yetiştirmesi ve ne yazık ki birkaç hafta geçmeden bunları Jimmy’nin annesinin duyması, eşine anlatması ve Jimmy’nin de bir güzel dayak yemesi gerekti. Sonuçta bu hikayeden daha geçerli bir şekilde dilden dile dolanacak olan diğer hikaye de yayılmaya başladı.

Buna göre zaten Robert denen çocuk tekin biri değildi. Laters’ların evine girip çıkarken görenler olmuş Arnold ile de yakın arkadaş oldukları zaten başından beridir belliymiş. Bu konuda bizim şahitliğimizi de kullanan büyük annem hikayeyi anlatırken her seferinde bizim okulumuzda okuyan bu iki oğlanın garip arkadaşlıkları hakkında söylenenleri eklememiz için bizi kadınların yanına çağırmaya başladı. Robert ile Arnold aynı yatakta ölü bulunduklarında durum hakkında kimseye bilgi vermeyen polisler de zaten şüpheleri doğrular nitelikteydi. Bu ahlaksızlığın kutsal kitapta büyük bir sel ile cezalandırıldığını savunan büyük annem yine aynı sabah karşı komşunun evini su basmasını da bu şekilde yorumluyordu. Bazı kadınlar ise sel olayını başka şekilde yorumlarken yangın ve ateşten bahsediyorlardı. Her ne olursa olsun o gün eve gelen Bay Laters büyük ihtimalle oğlunu ve o çocuğu aynı yatakta bastıktan sonra bir öfke krizi ile ikisini de vurmuştu. Daha sonra karısı ile tartışan adam karısını suçlamış olmalı ki kadını balta ile parçalara ayırmıştı. Çocuklarına bütün o garip fikirleri aşılayan kafasını da bir güzel ayırıp klozete atmış olmalı. Elisa ise önceki hikayedeki gibi eve gelip olayları gören ve intihar eden kız rolünü üstleniyordu bu hikayede.

11 Kasım 2009 Çarşamba

Pardon, bakar mısınız?


Bugün krançi fıstıkezmemi yerken aklıma ne geldi blog, ben de şaştım kaldım adeta, evet, sana söylemesem dayanamamdı, yapamamdı, olmağdı.
Neyse onu boş ver de buralarda sıkıldım ben. Herkes bir değişik, hayır ben de severim değişikliği, onla ne alakası var şimdi, değişik derken, yani tamam belki de yanlış kelimeyi seçtim, herkes bir alman, oldu mu?

Ya şimdi onları bırak da burda 350 gramlık insan gibi bir ekmek yok be blog, biliyorum zaten türkiye'de de normal ekmek almıyodum pek, her lafa bir cevabın var, ama ne biliyim sonuçta özlüyo insan ekmeği, yooo, ne alakası var, of çok saçmaladın şu an, biz hep yerdik küçükken, evet gayet, o senin sorunun.

Neyse ya bi de çok moralim bozuk dinamomun teli koptu, sora zaten pek dayanamadı yolda kendini atıverdi arka tekerden, tam yolun üstüne çat diye düştü, ya yok üşendim almadım, evet şu an ışıksızım yollarda, hıı evet bi de öyle bişi varmış ama ne kadar bilmiyorum zaten ilk cezamı yedim geçenlerde merkezde biliyosun, nası be, yooo anlattım, hayır gayet anlattım, ya of çok da bişi diil yahu, ya işte merkezde binmek yasakmış dükkanlar varmış insanlar varmış allah mafazaçoktehlikeliymiş, ya of evet ya, ben de aynen öyle dedim gel dedim bi türkiye'ye abla dedim, hıı evet kadın polis, iki tane tombiş kadın polis, yaaani pek fark etmiyo aslında sonuçta para ödüyosun, ya aslında 10'muş da bize 5 kestiler, hıı, murad'la.

Ya bu arada onun da tekeri patlamış ben de bugün okul dönüşü yolda cam kırıkları vardı üstünden geçtim biraz sakat bizim buralar, aman bırak ya ne avrupası hepsi sikko, içip içip şişe kırıyolar tek eğlenceleri bu, yooo, gayet de sıkıcı yani, bi kere soğuk, sonra türkiye'ye gel memeler meydan, haklılar tabi, hakaten ya ben de dönüşte çıplaklar kampındayım, açılıcam, türk açılımı yapıcam.

Bilmiyorum ya, bilmiyorum böyle bi garip yani içim, işte çay güzel, neyse ki çay var sallama falan da zaten ben biliyosun demlemeye üşenen bi insan oldum daima, aman aynı şey bence ya, ben demleme çaya karşıyım şu an tamam mı, ne hohoho, yaa sorma sen çok değişmişsin, aman nası değişmişsin anlatamam, iyi.

Ya bi de sanırsam dünyadaki en güzel şey insanın evi ya, dimi, böyle mahallen falan kendi bakkalın falan, bi de her naber diyene gut alles gut falan dememe lüksü falan, amaan ne biliyim ya falan diyebilmek, sıçış sıçış falan haha dimi, ya da ne biliyim ya proje ya of ya falan demek mesela günaydın yerine ahaha, evet ya okulu bile özledim, bilmem, belki, aman umrumda değil ya, e biliyorum tabi ki, iyi de aman ben pişman oldum vay vatanım canım vatanım diye mi gezicem yani, şu an yine saçmaladın, yoo yani işte aslında güzel de bişimiş onu fark ettim, sağol, hıhı o senin farkındalığın, bilmem sence?

Ya neyse yatalım bence, gururdan mı nedendir artık, e sen gel kendini alt edersen?

08 Kasım 2009 Pazar

One dove

Sevgili blog biliyosun su dünyada insanlardan çok cekmisimdir hep de söylerim yahu insanlar ne sinir derim gudubetimdir. Evet.

Su dünyada etrafımdaki tanıdığım insanları şimdi bir kenara ayırıyorum çünkü onların derdi benle ama hani iyi niyet sevgi merak dostluk böyle şeylerle ilgili iste onları bir nebze olsun affediyorum bir sonraki Emre kadar. Aytaç Emre yazinca büyük harf yapıyor bence Emre ye aşık. Neyse

Ama iste sevgili blog su dünyada iğrençlesmeyi en iyi bilenler kimler biliyor musun? The others tabi ki. Onlar, digerleri, hicbirbokbilmeyenler. Sadece ağzı gotu bacağı bir blogu postmodern mide bulantisi hayatları olanlar. Her şeyi Hıncal Uluç gibi eleştirenler. Hele hele hiç bilmedikleri konularda ahkam kesenler. Ha bir de seyler var mesela: böyle her konuda çok duyarlı olan insanlar. Tüm ayrımcılıklara karsı çıkanlar oha ya en çok onlar tarafından ayrıldım su dunyada, esseginkini yesin onlar lütfen.

Herkes öyle korkutucu ki bazen. Ne bileyim ben hep şakasına yasıyoruz sırf itligine beraberiz çünkü Çiğdem yemeye bayılıyoruz gibi yasıyorum. Hep demeyelim de yani genelde. Ne biliyim icimde bir ergen yok her seye tukuren. Elit duran bir morin olmamak lazım hayatta ya da ne biliyim vejeteryan olduğunu göstermek için parçalanan inek videoları paylaşmamalı genc bir beyin. Elektronik müzik sevenler elektrikli testere ile ilgili yorumlar yazmamalı bloglar bloglar boyunca. Eksisozluk yazarlari bile aslında ne kadar salak özellikle yeni donem mesela

Of su an yeni şairlerden yeni ateistlerden yeni yazarlardan yeni geylerden yeni vejteryanlardan yeni annelerden yeni aşıklardan çok tiksindim.

Hayat eski çizgili bir kazak kolları hafifçe kısa gelen yada geceyarısı copte bulunan koca bir ayna yada bilemedin kocaman bir mezarlık yağmurlu bir günde. Siz değilsiniz hayat hicbirseyolmadigihaldecokbirseymisgibigezipcakasatanlar. Sizden orospu bile olmaz.





- Aytaç

16 Ekim 2009 Cuma

Bisikletimle Geziyorum : Emsstrasse

Selam selam. Pozitif enerjin yine ıslak bir günle karşılaştığı soğuk ve karanlık bi Almanya sabahında daha beraberiz. "Gökyüzü pırıl pırıl parlıyor" demek isterdim fekat yalan söylemek istemiyorum şimdi. Sabah kalktım çöpler birikmiş. Bari çöpleri atayım dedim. Ama sokağın orda bir çöp bölümü var allam 10 tane çöp kutusu hepsi de ayrı ayrı şeyler için. Sora ben de kutulardan birini açtım baktım içersi gayet karman çorman dedim o zaman benim çöplerim için en uyun kutu da bu olmalı. Ben de attım gitti. Eski kıyafetlerin atıldığı bi kutu da varmış. acaba arada ordan kıyafet mi alsam diye düşünüyorum. Neyse sora eve geldim ortalığı bi temizledim. Bulaşık yıkadım. Sora da markete gidiyim dedim. Burası bizim yurdun hemen önünden geçen içeri doğru giden Emsstrasse. Sonuna doğru bi market vardı ben de oraya gidiyim dedim çünkü diğer market tam tersi istikamette artık oraya gitmekten sıkıldım.

video

İşte böyle sokaklar geçtikten sonra marketimize vardım. Gene tüm şeker çikolata reyonları çok renkliydi. Ama artık kendimi üzmemeye karar verdim. Onları yok sayıyorum. Kahveli şokella buldum ondan aldım. Biraz peynir ki burda doğru peyniri seçmek çok zor oluyo benim için. Artık her seferinde başka bişi deniyorum. Ekmek bi de kinder pinguimsi bişiler aldım. sonra da pek sevgili kasiyerin yanına gittim halo danke bitte şeklindeki son derece karmaşık diyalogumuzu falan kurduk.

video

Sonra işte aldıklarımı sepetime doldurdum. Ha bi de pizza aldım evet. burda hazır pizza çok ucuz bişi. Adeta makarna yemek yerine pizza yemek daha mantıklı gibi diyebilirim. Bi de fırına koyuyosun 10 dakka sora alıyosun falan. tam student style. Ha bi de tabi ki şu sandalyelerin olduğu turuncu çerçeveli yerden bir adet kuruhasan ve bir adet de berliner aldım. Berliner dediğim şey de böle donut ama ortasında delik yok. Kız yani. içinde de marmelat var. üstü de şeker kaplı. bi de tabi yumuşacık bişi. mesela kalan tüm hayatımı berliner yiyerek geçirebilirim. Arada değişiklik olsun diye kuruhasan da yerim. Burdaki kuruhasanlar hakaten çok iyi. Hiç düşünmezdim sevceğimi. sonra da yurduma vardım, bisiklet parkına bisikleti kitledim. her zamanki gibi gene kapı üstüme kapandı falan filan. böyle de şanssız bi insanım, evet.

video

bir alttaki videoda da mutfağımızı görüyoruz. kablosu olmayan kablolu tv'miz var. mutfaktaki sandalyeleri sürekli olarak düzeltip duran da benim, evet. bahçeye çıkıyorum. işte o bahçenin önünden geçen yol az önce markete giderken geçtiğimiz emsstrasse. duvara da kızlar elele tutuşan çocuklar asmışlar. zannımca erkekler de altına taşakpipi falan eklemiş. evet, burda da espri anlayışı en az türkiye kadar sofistike.

video

Bir sonraki videoda da odamızı görüyoruz. Şrek falan her zamanki gibi zinde dipçik gibi dikilmiş sabah sabah. Dışarda güneş olsaydı ön bahçemiz daha güzel görünyodu ama ben güneşli günlerde çok mutlu olduğum için aklım bi karış havada geziyorum hiçbişi çekmek aklıma gelmiyo. Daha güneşli bi günde bikaç panaroma çekiyim sonuçta panaroma rulez!

evet böyle şeyler işte. Sonra bi ara merkeze inince oraları da çekerim diyorum. bugün emsstrasse'yi tanımış olduk. Bir sonraki bisikletimle geziyorum entry'sinde görüşmek üzere hepinizi sevgiyle pandikliyorum.

video

Souvenirs

count your souvenirs when things go dark in your room things you'd like them wet and juicy

rub your wrists they'll get warmer
count your souvenirs they'll wrap your inners.



J'aime avrupa aber it sucks bazen. Şu an çok geniş bir su birikintisi gibi özlüyorum her şeyi. Bu şarkı tüm sevenlerime girsin.

video